Sitemizi Facebook'ta Beğenmek İster misiniz?

19 Temmuz 2011 Salı

Esperanto'nun Atası Balibilen Dili


esperanto dili, balibilen dili, Zamenhof, Ekmekçizade Mehmet Muhiddin Efendi, dillerin özellikleri, iskender pala yazıları

Bundan yaklaşım bir asır evveldi. Yahudi kökenli bir Polonyalı, Lejzer Ludwik Zamenhof, içinde yaşadığı toplumun dil ve ırk ayrılıkları yüzünden sık sık birbirine karşı düşmanca davrandıklarını görüyor ve üzülüyordu. Kendisi insan sevgisi ve hoşgörüye inanmış; bütün düşmanlıkların, halkın birbirii anlamamasından kaynaklandığını yakinen görmüştü. Sonunda oturup kavga eden insanların hepsine birden hitap edecek ortak bir dil oluşturmaya karar verdi ve 1887 yılında Doktoro Esperanto takma adıyla yapay bir dil oluşturup kitap halinde yayınladı. Esperanto, "Umut eden" demekti ve o da, insanların birbirlerini anlayarak dostça yaşabileceklerini umut ediyordu.

Zamenhof'un dili Fundamento de Esperanto adıyla 1905 yılında yeniden ele alınıp geliştirildi. Buna göre 16 temel kural ve 917 kök belirlenmişti. Dilin temelini la hecesi oluşturuyor ve toplam 28 harf kullanılıyordu. Kelimelerin (köklerin) sonuna -o getirildiğinde isim, -a konulduğunda sıfat oluyorlardı. Çokluk hâli -j ile yapılıyor, tümleçler -n ile bitiyor, zarflar -e ile sona eriyordu. Kelimeler yazıldığı gibi okunuyor, kelime kökleri yalın hâlde birbirlerine eklenerek birleşik kelime yapılıyordu. Bu dilde 8 ön ek; 38 de son ek vardı.

Bugün dünyada 100.000 civarında insan Esperanto dilini kullanabilmektedir ve bu dil ile basılmış 30.000'i aşkın kitap vardır.

Doktoro Esperanto bir dünya dili meydana getirmeye çalışmıştı ve dünyada bütün milletlerin birbirlerini anlamalarının ekonomik, siyasî, sosyal yönlerden şüphesiz pek çok faydaları olduğuna inanıyordu. Ancak o,  bu fiktarihte bunun için gayret sarf eden ilk insan değildi. Esperanto'dan evvel bu fikri hayata geçirmek isteyen ilk kişi bir Türk idi: Ekmekçizade Mehmet Muhiddin Efendi.

Daha 16. asırda bütün insanların tek bir dil konuşmasının önemine inanan Mehmet Muhittin Efendi aslen Edirneli idi. Sultan I. Ahmet devrinin baş defterdarı olan Ahmet Paşa onun ağabeyi olurdu. Zekası ile dikkatleri çeken Muhiddin, daha çocukluğundan itibaren kendini ilme adamıştı. Felsefî ve tasavvufî eserler okumaktan çok hoşlanırdı. Osmanlı ülkesinin pek çok yerini dolaşmış, insanların farklı diller konuşmasının sakıncalarına şahit olmuştu. Mısır defterdarı bulunan kardeşinin yanında kalırken Arapça üzerine de incelemelerde bulunmuş, Farsça, Arapça, Türkçe esası üzerine kurulu br dünya dili oluşturmayı başarmıştı. Bu çizgi dışı ilim adamı 1605 yılında vefat ettiğinde, Osmanlı kütüphanelerine giren eserlerinin sayısı 26'yı bulmuştur.

Mehmet Muhiddin, en azından Orta Doğu milletlerinin aynı dili kullanmalarının sonsuz faydalarına inanmakta idi. Gerçi onun yaşadığı dönemde Arap, Fars ve Türk milletleri birbirlerinin dillerini bilir, en azından aydıınlar medreselerde bu dilleri okuyup öğrenirler idi. Ne var ki bu öğretim yazılı metinleri esas alır; iş konuşmaya gelince hemen pek çoğu bu dilleri konuşamazlardı. Yani medreselerin pek çoğunda lisan, şifahî değil, kitabî olarak öğretiliyordu. Mehmet Muhittin ise herkesin ortak bir dil ile konuşmasından yana idi ve bu hususta yazdığı kitabın mukaddimesinde şöyle diyordu:

"Dillerin kurucuları insanlardır. Bunu da Allah'ın kendilerine verdiği kudret sayesinde yaparlar. Allah, insanlara bütün isimleri öğretmiş olduğunu Kuran-ı Kerim'de söylüyor. Şu hâlde kelimeleri biz icat ederiz. (...) Bu dilin kelimeleri tarafımdan ya Allah'ın verdiği ilhamla meydana getirildi ve olduğu gibi bırakıldı; veya öbür dillerden alındı ve değiştirildi."

Mehmet Muhittin'in "Bu dilin..." dediği dil, onun isimlendirmesiyle Balibilen diliydi ve bu dili anlatan kitabını, Sultan III. Murat devrine rastlayan 1580 yılında, yani Zamenhof'un Esperanto'yu hazırladığı tarihten tam 307 yıl evvel yazmıştı. Alfabe, sentaks ve gramer kuralları bakımından Esperanto'nun bir bakşa çeşidi olan Balibilen'in, gayet kolay öğrenilebilen, bütün kurallarının muntazam ve akılda kalıcı olduğunu kitabın bir nüshasına sahip olduğunu bir yazısından öğrendiğimiz Mithat Sertoğlu söylüyor. Yine onun verdiği bilgilere göre Balibilen dilinde mastarların sonuna -m harfi geliyor. (Muhiddin'in hazırladığı lügatte Ber=Bil anlamı taşıyor.) Berem= Bilmek. Başına ki- sesi gelen kelime yer adı (ki-ber=bilinecek yer, okul); sonuna -ek gelen kelime alet ismi (Kevem=Açmak > Kevek=Açkı, anahtar) oluyor. Kelime sonuna -nek eki gelirse bir şeyin fazlalığı bahis konusu ediliyor demektir. (Ber-nek=Çok bilen, allâme). Yine kelime sonuna gelen -ke ise küçültme ekidir. (Berke=Bilgicik). Görülen geçmiş zaman için -es eki (Beres=Bildi); geniş zaman için -er eki kullanılıyor (Berer=Bilir). Olumsuz anlam için kelimenin başına l- getirmek kâfidir (Leberes=Bilmedi; Leberer=Bilmez). Muhiddin'in kitabında daha pek çok kaide böyle açık açık belirtilmiş. Sayın Sertoğlu kitabın sonunda yer alan sözlükte dört bin kelime olduğunu yazıyor ve bunların sesli harf esasına göre sıralandığını (sesli harfi e, a ve ü şeklinde) belirtiyor.

Mehmet Muhiddin Efendi'nin Balibilen dili ne yazık ki Esperanto gibi yayılmamış ve yazdığı beynelmilel gramer, yeterli incelemeden geçirilmemiştir. Sanırız onun bu dille yazdığı şiirleri de kendisinden başkası okumamıştır. Bu, Balibilen'in bir dünya dili olarak düşünüldüğünü ve yeryüzünde ilk defa bir Türk tarafından icat edildiğini asla gölgelemez; ama bizim kültürümüze ve atalarımıza karşı ne derece gaflet içinde olduğumuza delildir.


*İskender Pala'nın "Kahve Molası" adlı kitabından alıntıdır.


Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönderme